Eğitimci-yazar
İsmail TERZİ
4 Mart 2010
Vatana ihanetin belgesi
Avrupa Birliği’nin ve ABD’nin korumasında sömürgeleşme sürecine gönül ve destek verenler, Atatürk’ün ‘Çağdaşlaşma’ hedefini ‘Batılılaşma’ ya da ‘Batı’ya köle olma’ olarak algılayan sözde aydınlardır. Onlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurtuluş ve Kuruluş Düşüncesini anlamaktan yoksundurlar. Oysaki M. Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni ‘Tam Bağımsızlık’ temeli üzerine kurmuş ve bu konuda asla ödün vermemiştir.
Milli Mücadele Döneminde (Kurtuluş Dönemi 1919–1923) yayılmacılığa, Cumhuriyet Döneminde (Kuruluş Dönemi 1923–1938) sömürgeciliğe karşı savaş verilerek ‘Tam Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ kurulmuştur.
Yenilgiyi kabul edemeyen dost görünümlü düşmanlar, Türk Devrimini ve Türk Devletini yok etmek için sinsice ve kalleşçe saldırılarını sürdürmüştür. Türk ulusunun tarihten gelen güçlü önsezilerini ve bağımsızlığına olan düşkünlüğünü görüp bu kalenin diğer kaleler gibi kolayca yıkılamayacağını anlayanlar, silahsız işgal güçlerini devreye sokarak ‘Karşı Devrim’ sürecini başlatmıştır. Çok ilginç olanı ise Karşı Devrim sürecinde görevler, tıpkı Milli Mücadele döneminde olduğu gibi yine yerli işbirlikçilere verilmiştir.
Atatürk’ün tam bağımsızlıkla ilgili kararlı söylemleri ve uyarıları dikkate alınmayarak ölümü ile birlikte türlü nedenlerle Atatürkçü yetkili ve sorumluların görevlerine son verilerek karşı devrim yavaş yavaş yüzünü göstermeye başlamıştır. ‘Karşı Devrim’, Atatürk’ün ölümüyle birlikte başlatılmış ve bugünlere gelinmiştir. Atatürk döneminde Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, Milli Eğitim Bakanlığı yapmış ve Devrim Tarihi dersleri veren Prof. Hikmet Bayur, Karşı Devrim sürecinin nasıl başladığını şu şekilde anlatır. “Atatürk ölür ölmez, Atatürk karşıtı akım başlatılmıştır. Örneğin Atatürk’e bağlı olan bizleri İnkılâp derslerinden aldılar.’’ (Metin Aydoğan, Avrupa Birliğinin neresindeyiz? Tanzimat’tan Gümrük Birliğine, s. 812, 9. Baskı, Kum Saati Yayınları, İstanbul)
Atatürk’ün şu sözü, günümüz Türkiye’sini ne de güzel anlatmaktadır. “Asıl olan iç cephedir. Bu cephe, bütün milletin oluşturduğu cephedir. Görünürdeki cephe, doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki silahlı cephesidir. Bu cephe sarsılabilir, değişebilir, yenilebilir ama bu durum hiçbir zaman bir ülkeyi ve bir milleti yok edemez. Önemli olan ülkeyi temelinden yıkıp milleti esir ettiren iç cephenin çöküşüdür. Bu gerçeği bizden çok daha iyi bilen düşmanlar, bu cephemizi yıkmak için yüzyıllarca çalışmışlar ve çalışmaktadırlar. Bu güne kadar başarı da sağlamışlardır. Gerçekten ‘kaleyi içten almak’, dışından zorlamaktan daha kolaydır. Bu amacı gerçekleştirmek için içimize kadar sokulabilen bozguncu mikropların ve ajanların varlığını söylemek yerinde olur.’’ (Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, s. 499, 12. Baskı, Kum Saati Yayınları, İstanbul)
Türk Devrimini örnek alan ezilmiş uluslar, sömürgeci güçlere karşı savaş vererek birer birer bağımsızlıklarını kazanmış iken Türk Ulusu kendi devrimine sahip çıkamamış ve Karşı Devrime kucak açmıştır. Çünkü Atatürk’ün ölümüyle başlatılan Karşı Devrim süreci, ABD ile yapılan ‘İkili Ticaret Antlaşmaları, Fullbright (Milli Eğitimin Yeniden Yapılandırılması) Antlaşması ve Asker Yardımı Antlaşmaları’ ile silahsız işgale dönüşmüştür.
Bu ülkeye en büyük zarar veren antlaşma, 27 Aralık 1949 tarihinde Türkiye ve ABD arasında imzalanan ‘Fullbright Antlaşması’dır. Çünkü Türk Devrimi’nin gücünden ve etkisinden korkan sömürgeci güçler, bu antlaşma ile Türk Devriminin kültürel yönüne saldırıp daha yolun başında iken Türk Eğitim Devrimini baltalayarak Türk halkının bilinçlenmesini engellemişlerdir. Türk insanın sözde eğitilmesine ve bilinçlenmesine yönelik bu antlaşmayla, Türk Milli Eğitimi yeniden yapılandırılmıştır. Ne yazık ki, bu ‘Atatürkçü Eğitim Sistemi’ olarak adlandırılmıştır.
Bu antlaşma, Türkiye’de hazırlanacak Amerikan yanlısı kadroların eğitilme biçimlerini saptamak ve bu uğurda yapılacak harcamaların karşılanması yöntemlerini belirlemek için imzalanmıştır. Anlaşma Türkiye’den ABD’ye gönderilecek Türk öğrenci, öğretim üyesi ve kamu görevlileri ile ABD’den Türkiye’ye gönderilecek Amerikalı uzman, araştırmacı ve eğitimcinin kurumlar içindeki durumunu belirlemektedir. (Metin Aydoğan, Bitmeyen Oyun, Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler, s. 141–142, 33. Baskı, Umay Yayınları, İzmir)
Kültürel ele geçirmeyi sağlayan bu anlaşmanın yürürlüğe girmesi ile birlikte, binlerce Türk ABD’ye ‘eğitilmek-etkilenmek’ için gitmiş ve binlerce Amerikalı da Türkiye’ye ‘eğitmek-etkilemek’ için gelmiştir. Amerika’ya gönderilen Türklerin büyük çoğunluğu, döndükten sonra Bakanlığın kilit noktalarında görev almışlardır.’ (Metin Aydoğan, Türkiye Üzerine Notlar, s. 131, 1. Baskı, Umay Yayınları, İzmir)
Yayılmacı ve sömürgeci ele geçirmeye karşı koyacak yetkililer ve sorumlular yetiştirilmesi ise bu antlaşma ile engellenmiştir. Dahası, yetişen birçok kimsenin görevine son verilmiş ya da öldürülmüştür. (Haydar Tunçkanat, İkili Antlaşmaların İç Yüzü, s. 56, Üçüncü Basım, Kaynak Yayınları, İstanbul, Mayıs 2001; Metin Aydoğan, Avrupa Birliğinin neresindeyiz? Tanzimat’tan Gümrük Birliğine, s. 826, 9. Baskı, Kum Saati Yayınları, İstanbul)
Elbette ki karşı devrim, Atatürkçü yetkililerin ve sorumluların görevine son vermekle yetinmemiştir. Bu antlaşma ile ‘Milli Eğitim’, tam olarak Amerikalı uzmanlara teslim edilmiştir. Türkiye’de ortak bir Eğitim Altkurulu oluşturulup, bu kurulda dördü Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak üzere toplam sekiz üye görev yapmaktadır. ABD’nin Türkiye’deki diplomatik misyon şefi, Altkurulun onursal başkanı olarak görevlendirilmiştir ve eşit oylarda Altkurul başkanı olarak son kararı vermektedir. (Haydar Tunçkanat, İkili Antlaşmaların İçyüzü ve Amerikan Emperyalizmi CIA, s. 33–34, Birinci Baskı, Ekim Yayınları, Ankara; Cengiz Özakıncı, Osmanlıdan Günümüze İslam Üzerine Emperyalist Oyunlar, Türkiye’nin Siyasi İntiharı, Yeni Osmanlı Tuzağı, s. 100, 3. Baskı, Otopsi Yayınları; İstanbul, Nisan 2005; Metin Aydoğan, Bitmeyen Oyun, Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler, s. 141–142, 33. Baskı, Umay Yayınları, İzmir)
Fullbright Commission adı altında, Türk Milli Eğitimini biçimlendiren bu kuruluş halen görevini sürdürmektedir. Komisyon Başkanı olarak, ABD büyükelçisi görev yapmaktadır. (Cengiz Özakıncı, Osmanlıdan Günümüze İslam Üzerine Emperyalist Oyunlar, Türkiye’nin Siyasi İntiharı, Yeni Osmanlı Tuzağı, s. 100, Otopsi Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, Nisan 2005)
Bu altkurulun onayı olmadan, Türk Milli Eğitim Bakanlığının okullarında ders kitabı basılamaz ve okutulamaz. Osmanlının Batı karşısında yüzyıllarca süren ekonomik, siyasi ve askeri üstünlüğünü ‘bilimsel buluşlar alanında’ Batı’dan geri kaldığı an yitirmeye başlamıştır. Bu bilimsel geri kalma da ekonomi, siyaset ve asker yenilgilerine yol açmıştır. Bu gerçekler, Atatürk’ün yazdırdığı tarih kitaplarında okutulurken 1949 yılında Türk Milli Eğitimi Amerikalı uzmanların denetimine geçtikten sonra artık okutulmaz olmuştur. Tarih ders kitaplarının içeriği değiştirilip ekonomi yönü yok sayılarak, Osmanlı ‘meydan savaşları’ tarihine indirgenmiştir. Atatürk döneminde yazılmış tarih kitapları da, bir daha okullara sokulmamıştır. 1949 yılından sonra Milli Eğitim Bakanlığına yuvalanan Amerikalı danışmanların belirlediği öğretim sistemiyle, beyinlere kazınan sadece Osmanlının savaşta yenilerek yıkılışıdır. (Cengiz Özakıncı, Osmanlıdan Günümüze İslam Üzerine Emperyalist Oyunlar, Türkiye’nin Siyasi İntiharı, Yeni Osmanlı Tuzağı, s. 100, Otopsi Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, Nisan 2005)
ABD Fullbright burslarıyla eğitim görenler, ABD çıkarlarına hizmet edecek biçimde eğitilmişlerdir. ABD Savunma Bakanı Mc Namara, verdikleri bu eğitim hizmetlerini açıklayıp dedi ki: “Birleşik devletler ve yabancı ülkelerdeki eğitim merkezlerinde seçme kadroları ve önemli makamlarda bulunacak uzmanları eğitmemiz, askeri yardım yatırımlarımızdan sağlanan yararların herhalde en önemlisidir. Bu öğrenciler, ülkelerine döndüklerinde eğiticilik görevlerini sürdürecek ve hükümet yetkililerince seçilmiş görevlilerdir. Bunlar gerekli bilgilerle donatılmışlardır. Onlar burada edindikleri bilgileri, kendi ülkelerine taşıyacak geleceğin liderleridir. Amerikalıların ne yapmak istediklerini, nasıl düşündüklerini çok iyi bilirler. Bunların liderlik makamlarına gelmelerinin ne kadar önemli olduğunu ayrıca belirtmeye gerek görmüyorum. Böyle dostlara sahip olmanın değeri ölçülmeyecek kadar çoktur.’’ (Harry Magdoff; Emperyalizm Çağı, s. 155, Odak Yayınları, İstanbul, 1974; Metin Aydoğan, Bitmeyen Oyun, Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler, s. 238, Umay Yayınları, 33. Baskı, İzmir)
Türkiye’ye gönderilen Richard Podol, yapılan anlaşmaların sonuçlarını ülkesine rapor ederken Mc Namara’nın planlarının gerçekleşmiş olduğunu bildirip dedi ki; ‘Türkiye’de önemli makamlarda ya da kamu iktisadi kuruluşunda (KİT), Amerikan eğitimi almamış bir Türk hemen hemen kalmamıştır.’’ (M. Emin Değer, Düşünce Özgürlüğü Çıkmazı, s. 175, Tekin Yayınları, Birinci Baskı, İstanbul; Metin Aydoğan, Bitmeyen Oyun, Türkiye’yi Bekleyen Tehlikeler, s. 137, 33. Baskı, Umay Yayınları, İzmir)
ABD eğitimiyle donatılan atanmışlarla seçilmişler, önemli görevlere getirilip Türkiye onlara teslim edilmiştir. ABD güdümlü politikaların sonucu ise ortadadır. Milyarlarca dolarlık dış borçla nefes alamayan, ulusal politikalar üretemeyen ve kendi halkına hizmet veremeyen bir Türkiye!
yorum ekle